İçimizdeki Hermes Neredeydi?
Korkmazdım bir zamanlar attığım adımlardan, kaybetmekten, yenilmekten, her şeyden.. Çünkü bilmezdim aslında yenilmenin bu kadar önemli olduğunu daha doğrusu yenilmemenin, galibiyetin böylesine yüce bir şey olduğunu. Ne bilim hala içimde bir yerlerde o saf ve masum kızı koruyorum, sığınıyorum ona, saçlarını okşuyorum falan. O kızın hala umut kırıntıları var mesela ya da umut demeyelim de belki de bir yerlerde tutunacak dalı olsun diye istediği, kendi adına kurduğu bir dünya var mesela. O küçük kız çocuğu isterdi ki o dünya da hata yapılsın, yenilgi olsun, bu yenilgi olağan eğlenceli, sıradan ve hatta güzel bir şey sayılsın. Başarı bu kadar yüce olmasın mesela ya da bu kadar ciddi ve önemli bir şey sayılmasın.
![]() |
| Photographer: Dark Beauty |
İnsanlar oldukları gibi olsunlar bu dünyada.. Bazısı alaysı, bazısı çapkın, bazısı bayağı, bazısı kötü, bazısı salak ama gerçekten herkes bi kendi olsun önce. Susmasın mesela kimse.. Konuşacağı yerde konuşacaklar konuşsun, konuşmalı, kimse susturulmasın. Ama boş gevezelerde konuşmasın mesela. Ha boş meydanda konuşsun dinleyenleri çıkarsa.. Ama kimse kimsenin hakkına girmesin önce. Herkes kendini düşünmesin önce. Ben yoruldum galiba.. Ve sanırım en büyük yorgunluğum kendimden.. Sürekli daha iyisini ister mi bi insan, sürekli daha iyi yollar arar mı? Ya bende insanım demi. Neden böylesine hor görüyorum kendimi. Bazen öylesine gaddar ve bazen de ölesiye şefkatli ruhum kendine. Ruhumun, beynimin, bedenimin tüm taşları dökülmüşçesine hissizim. Biliyorum şuan gerçekten iyi değilim. İyi olmadığımda yazarım ben. İyi olmadığımda dökülür kelimeler gözyaşları gibi tane tane süzülür sayfalara.. Belki de tüm bu saçmalıklarımı bir köşeye saklama hırsıyla dolu içim. Belki de kendini delicesine seven kendine aşık her insan gibi sıradan ve bayağıyım bende. Yazdıklarımın ve bu tüm saçmalıklarımın duyulmasını, yayılmasını, iz bırakmasını ve belki de şefkatle okşanmasını istiyorum. Ben korkuyorum sanırım. Bu dünyadan ve bu dünyanın bana tüm yapacaklarından. Beni dönüştüreceği o sıradan, her gün aynı şeyleri yapan, aynı zevklere sahip, her zaman aynı kişilerle takılan ve aynı şeylere gülen; yüzler, gözler, konular, kelimeler, konuşma stilleri değişse de her zaman hep aynı kalan o bayağı sohbetlerin içinde hep aynı kişi kalmaktan ölesiye korkuyorum. Ben korkuyorum sanırım. Gerçekten korkuyorum. Kendime sahip çıkamamaktan. Daha öncesinde olduğu gibi kendime sahip çıkamayıp küçük ve saçma acıların kurbanı olmaktan.. Ben sığınmak istemiyorum mesela bir başkasının sevgisine de, gölgesine de.. Çünkü insan denen o varlığın ki! Kendimi çok yakından tanıyorum. Tehlikeli olduğunu. O insana sığınmaktansa yavaş yavaş ölmeyi tercih ediyor ruhum. Oysa ben böyle büyük lafalar eden ben. Bir an gelip de o sığınmanın her dakikasına köleyim. Yoruldum. Sadece dinlenmek istiyorum. Öyle eski ağır, köy yorganları altında uyumak bile iyileştiremez gibi.. Ruhum, zihnim.. Bir boşluk olabilir mesela. Hiçliği hem de bir çok şeyi de ifade eden uzay.. Bir sonsuz dehliz, karanlık.. Zihnimi ve ruhumu en kötücül korsanların, en cesaretli balıkçıların bile açılmaya çekindiği o derin, en korkutucu karanlıklara ve tehlikelere sahip okyanuslarına dönüştürebilir mesela. Kimse uğramasın bana, kimse geçmesin yakınımdan, kimse bilmesin, bilmeye de çalışmasın varlığımı.. Ve hem böylesine ürkütücü, sessiz hem de böylesine dingin ve huzurlu bir okyanusum.
![]() |
| Acheron Kıyısında Ruhlar, Hıremy-Hırschl, 1898 |
x
%20%E2%80%93%20%20OPHELIA.jpg)

Yorumlar
Yorum Gönder
Yorum Gönderme