İnsan Nedir?
Bundan yüzyıllar öncesinde insanın ne olduğu üzerine kafa yorulmuş, sorular sorulmuş; üzerine şiirler, sözler dizilmiş olsa da 19. Yüzyılda (1879, Wilhelm Wunt) insanı konu alan psikoloji biliminin temel adımlarının atılacağı ve günümüzde en önemli ihtiyaç ve meslek alanlarından birisi olacağı bilinseydi eminim geçmişteki çoğu kişi tarafından şaşkınlık verici olurdu. Yıllar boyunca yaşam stillerimiz, uğraştığımız işler, amaçlarımız, ihtiyaçlarımız çok değişti. Değiştikçe insanı anlamakta eski bilgilerle açıklamak sınırlı kaldı ve insanı daha iyi anlamanın sorularını sormaya başladık, yollarını aradık, araştırmalara giriştik.
İnsan görünüşte kendi yaşamını sürdüren, kendine bir amaç edinip o yolda yürüyen, yaşayan ve sonra ölen bir varlık olsa da o kadar da basit bir varlık değil. İnsana doğası itibariyle diğer canlılara ve varlıklara bahşedilmeyen iradenin ve aklın varlığı insanı basit bir canlı olmaktan ayırmaktadır. Bu var olma halinin farkında olmak onu ömür boyu sürecek olan anlam arayışı, sorgulama ve var oluş farkındalığının derin sancılarını içine alan bir sonsuz döngüye hapseder. Yalnız başına "var olmak" bile bu acıların bir sebebidir. Düşünmeyen ve var olduğunun bilincinde olmayan canlılar; doğar, hayatta kalmaya çalıştığı dürtüleriyle hayata tutunmaya çalışır ve ölür. Bu büyük bir rahatlıktır. Bu yüzden yeri gelir insan basit bir canlıya, hayvana dönüşme hasreti çeker. İnsan yalnızca iradesiyle var olmaz, aynı zamanda onu hayatta "insan" gibi yaşamasının temelini oluşturan "duygularıyla" da doğar. Duygular her an içindedir. Duygular, insanın yaşamındaki pusula gibidir adeta. Onu yönlendirir. Eğer bir insan duygularının esiriyse bir hayvandan farkı kalmaz, çünkü duygular en temelinde ilkeldir. Büyük ve yüksek duygular, insanın davranışlarına da büyük etki eder. Bu büyük/yüksek duygular tehlikelidir. İnsanı ya da çevresindekileri yaralar. Öfkesini kontrol edemeyen, büyük bir öfke yaşayan bir insan bu öfke ile bir insanı öldürebilir ya da bir aşığı düşünelim. Aşık, aşık olduğu insanı o kadar çok severken, bu kadar çok duygularının esiriyken, duyguları ona hükmederken, kızın bir başkasını tercih edeceği ya da bir başkasının kızı tercih edeceği ihtimaline karşın zarar verici delice önlemler alabilir. İnsanın tek tehlikeli olan yönü duyguları değil aynı zamanda zekasıdırda. Zeki insanlar çok acı çekerken acısını azaltmak için bunu kamufle edebilir, bu acıyı diğer insanların üzerinde örtülü (gizli) bir şekilde kullanabilir ve rahatlayabilir, kendi gerçeklerini görmek ona acı veriyorsa; kendi kendini öyle gerçekçi nedenlerle kandırır ki bu nedenlere kendi bile inanabilir. Bu yüzden insan beyni de, duyguları da tehlikeli ve karmaşıktır. Tek iyi olan şey insanın kalbidir. Kalp dediğim şey duygular değildir. İnsanın ilk var oluşundan itibaren içinde var olan anlamdır. Ve insan eğer zaten tamamen kötü bir varlık olsaydı, insan kötülük yaşadığında ya da kötülüğü yaşattığında ruhu bozulmazdı, kendini onda bulurdu. Fakat araştırmalar kanıtlıyor ki kötülük yapan insanların çoğu kötülüğü sevdiği için yapmıyor, zamanında acı çeken, acıya şahit olan insanlar kötülük yapıyorlar.
"Flandrin, Deniz Kenarında Oturan Çıplak Genç Adam. 1835/36, Orsay Müzesi Paris."
İnsanın kendisi huzuru bulmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır. Ve huzur tam bir saflık içinde değilse zaten huzur değildir. Huzur görünümlü başka bir şeydir. Bu yüzden insan huzuru ömrü boyunca aramaya kalkışır. Biz bunu dışarıdan alışveriş tutkusu, aşk, evlat sevgisi, ibadet etmek, küçük bir aktivite gibi görsekte.. İnsan en basit işlerden en karmaşık işlere kadar huzuru aramak için yola çıkar. O huzur belki 2-3 saniye sürse de onun için yapmadığımız şey kalmaz. İnsan bu yüzden çok karmaşık bir varlıktır. İnsanın, "insan nedir?" sorusunu bu yüzden araması, biraz bile olsa anlamaya, sınırlandırmaya çalışması bu yüzden çok tabii değil midir? Çünkü sorgulayamadığımız ve her yeni cevaplar bulmadığımız şey bizi rahatsız eder, beyni kurcalar ve hatta bilmediğimiz için bizi korkutur. İnsan, biraz bile bildiği şeyler de rahatlar, güven hisseder. Hatta o kadardır ki insanın çok az bildiği bir şey hakkında emin olduğu ne kadar çok sayıda argümanları olduğunu bilseydik hayretlere bile düşerdik. Bu yüzden insana güvenmek en zor şeylerden biridir. İnsan kendini bile kolaylıkla kamufle ve manipüle ediyorsa, nasıl bir diğer insana ya da insanlara güvenebilir ki? Ama asıl nokta da şu ki insan her ne kadar güvenmese de, her ne kadar iradi ve akli bir varlık olsa da özünde hayati dürtüleri taşıyan bir hayvandır. Bu yüzden sürüde olmayı her zaman yalnız kalmaya, güçlü olmayı zayıf olmaya, rahat olmayı güçlük çekmeye tercih edecektir. Bunun aksi durumlarını zaman zaman görsekte genel itibariyle genlerimizle aktarılan bu toplumsal hayatta kalma hali inkar edilemez. İnsanın sosyal bir varlık olması daima geçerliliğini koruyacaktır. Bu yüzden insan her ne kadar karmaşık ve özünde güvenilmeyecek bir varlık bile olsa da içinde kalbi yani anlamı taşıdığı için bir o kadar da güvenilecek bir varlıktır da. İnsan yaşam boyu huzuru ararken bunu tek kendi için amaç edinerek yapabilmesi hem niteliksel hem de niceliksel olarak saçma ve zordur. Bu yüzden amaç tekliğe indirgenecek kadar sığ değil, topluma genellenecek kadar geniş ve kapsamlı bir anlam barındırmalıdır ki amaç, huzur için oluşacak bir anlamı ifade edebilsin. Bu yüzden insan şans vermelidir; hem kendine hem de insanlara..
"İnsan Kalabilmek Dileğiyle.."
Muhtesem 🥰
YanıtlaSil