ACI (kısa öykü)

İçinde sığındığı bir korku vardı. Dışarının keskin ve acımasız soğuğunu olabildiğince az engelleyen bu küçük pencere onun dışarıyla tek temasını sağlayan araç gibiydi. Yine ve bir kez daha deli gibi ağlamaya başladı. Son 3 gündür bu ağlamalarına izin vermenin en akıllıca yol olduğunu keşfetmişti. 3 gün öncesinde ezdiği ve hiçe saydığı o tüm zehirli duyguların intihar düşüncesini nasıl da beslendiğinin farkına varana kadar. Şimdi burada ve hıçkıra hıçkıra ağlarken, artık karın tokluğuna çalışmaya anlaştığı bu evin sahiplerinin ağlama seslerinin farkına varıp varmadıkları bile aklının ucundan geçemeyecek kadar bıraktı kendini bu boşalımının ortasına.
 İçinden küfretmek geliyordu  tüm bu haksızlıklara, deli gibi dövünmek, kendine zarar vermek ya da bir başkası tarafından öldürülürcesine dövülmek ne çok isterdi. Kendine olan nefretini, kendiyle olan mücadelesine ve belki de kendinden çok bu hayatla ve diğerleriyle olan mücadelelerine niyahetinde bir son olurdu. Tüm bu duygu karmaşanın içinde tam bir saat boyunca kendinden geçerek ağladığını yalnızca gözlerinden akacak yaşların gelmediğine karar verdiğinde anladı. Anladığı o anda müthiş bir baş ağrısıyla gözyaşlarını ve sesini gömdüğü kötü kokulu o yastıktan kafasını kaldırabildi. İnanılmaz bir migrendi bu. Bu aralar beynini ve kafasını daha sık ziyaret etmeye başlamıştı. Bu ağrıyı bastırabilecek ve nihayet sabaha kadar uykuya dalmasını kolaylaştıracak tek şey çantasının gizli bölmesine iliştirdiği kenevir tozuydu. Korkunç bir kasırgadan sonra geriye kalan yıkıntılar ve harabeler gibiydi ruhu. Daha önce tanıdığı bildiği tüm o yollar, izler kaybolmuş. Ölü insan ve hayvan cesetleri tüm zihninin derinliklerine yayılmış gibiydi. Bedeni yeşermeye meyletmiş taze dalından hunharca kırılan bir dal gibi solup gitmiş, erimiş, kurumuş gibiydi. Gözleri.. Gözlerinde şimdi yalnızca derin bir yalnızlığın ve umutsuzluğun gölgeleri gidip geliyordu. 6 ay öncesine kadar yaşadıkları o küçük bağ evinde kızıyla birlikteyken ne de mutluydu. Gözlerinin neşeyle ve canlılıkla parladığını aynada fark eden yalnızca kendi değildi. Komşuları da gülen gözlerine, kızıyla özveriyle ilgilenişine, akşam yemeklerinde sofralarını süsleyen bir tabaklık ikramı olan sıcak yemeğine övgüler gelirdi. İçi ısınırdı. Kalbinin böylesine ılıması, ısınmasının sebebi bu övgüler değildi. Yalnızca yaşadığı o süre boyunca gerçekten yaşadığını, emek verdiği şeylerin karşılığını aldığını hatta tek başına küçük kızının her geçen gün yeni şeyleri yapmayı öğrendiğini görmek bile yeni dünyaları keşfetmek kadar mutluluk ve doyum veriyordu. Fakat şimdi bu soğuk odada kızından ayrı geçirdiği kaçıncı gün olduğunu bilmeden bu anıları ucundan dahi olsa hatırlaması ruhunda keskin bir acıya ve sancıyı dönüştü. İçinden yine ağlama hissi geldi, doldu. Ama o kadar çok ağlamıştı ki artık gözlerinin içi yalnızca hafif nemlenebildi. 2 saniye sonrasında yorulmuş, kanlanmış gözleri acıyla yandı. Gidip elini yüzünü yıkamalıydı. Kenevir tozu etkisini göstermeye başlamadan yatağa yatmalı ve yeni bir güne uyanmalıydı. Yeni bir gün onun için artık yeni ve umut verici bir şey olmaktan çıkmış yalnızca acılarını unutmaya belki bir nebze de olsa bu acıları dindirmesine yardımcı olacak yeni işler ve uğraşlar için küçük bir sebepti. Küçük kızı.. Minik parmakları ve tatlı, saf, ışıltılı gözleriyle, uyurken inip kalken göğsünü dinleyerek huzur bulduğu kaç gece olmuştu. Allahım nasıl da özlemişti onu.. Şimdi neredeydi, ne yiyordu, ne içiyordu, nasıl ısınıyordu, beni soruyor muydu, beni sorup ağlıyor muydu yoksa? Şuana kadar hissettiği bu karmaşık duyguların içinde tek tesellisi, tek tutunacak dalı kızının iyi insanların koruması altında olduğundan emin olmasıydı. Kızını onlara teslim etmeden ve yanından ayrılmadan hemen önce ona iyi bakmaları ve kendisini herhangi birisi sorduğunda tanımamaları için kutsal kitaplarının üstüne yemin etmelerini istemişti. Evlerine uğradığında fotoğraflardan ve evin belli yerlerine yerleştirilmiş Yüce İsa resimlerinden dini bütün bir genç çift olduklarını hemen anlamıştı. Onlara güveniyordu. Güveni inançlı insanlar olmalarından öte gözlerindeki saf niyetin ışıltısını onlarda tanımasıydı. Belki de birçoklarına bu çıkarım olabildiğince safsata ve gerçeğe aykırı gelsede çocukluğundan beri diğer insanlara özgü daha güçlü bir iç görüsü olduğunun farkındaydı. Belki de yaşadığı bu zorlu hayata karşı Tanrı'nın ona bahşettiği tek savaş silahı buydu. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yorum Gönderme

Popüler Yayınlar