IQ MU EQ MU?
Tüm insanlık günümüzde iyi ve güzel şeyleri temsil etmek yerine felaketler zincirine bir halka daha eklemeye çalışıyor. Gün geçtikçe daha kötü senaryolarla karşılaşıyoruz. Adaletin kaybolduğu, haksızın haklıya karıştığı, iyiliğin ve iyi niyetin bir fayda nedeni görüldüğü, tevazunun güçsüzlük algısı içine girdiği, gerçeklerin ve hissedilemeyen onca şeyin yerini suni hazların aldığı bir çember örüyoruz etrafımıza. Diğer yandan ekonomik bunalım, adaletsiz ekonomik dağılım, açlık, tüketim yarışı, savaşlar, işsizlik ve işsizliğin getirdiği depresyon artışı hatsafhada. İnsan bunlarla savaşacak gücü kendinde bulmanın yanı sıra; her geçen gün bu olaylara şahit olmanın ağırlığıyla eziliyor. Her akşam haberleri açıp dinlemek (özellikle çocukların yanında) iki kere düşünülecek bir eylem haline geldi. Haberlere çıkan insanlar görüyoruz. Trafikte yol vermediği için sürücüyü bıçaklayana, sopalarla saldıranlara, boşanma kararı aldığı için kadınların eşleri tarafından çocuklarının gözü önünde öldürülmesine şahit oluyoruz, takıntılı bir sevgilinin genç kızları cani bir şekilde öldürmelerini görüyoruz. Sonrasında yoğun bir öfke, kızgınlık, nefret, üzüntü hissediyoruz. Peki biz nasıl bu hale geldik? Bu insanlar bunları nasıl yapabiliyor? Bunu değiştirme şansımız hiç mi yok?
![]() |
| Damien Cifelli, 2020 |
Evet ülkelerdeki suç oranlarının dengeleyicisi kurallar, yasalar ve adalet. Peki aynı topraklarda yaşayan bizlerin, her birimizin görevleri yok mu? Adalet bazı şeyleri yerine getirmediğinde sadece öfke duygumuzun verdiği sarsıcılıkla, biraz adalete sövüp belki de haklı haksızları ortaya çıkarıp yarın sabah yeni bir güne hiç bir şey olmamış gibi uyanmaya ve aynı cinayet olayı yaşandığında aynı şeyleri hissedip, yine aynı kişilere sövmeye devam ettiğimizde neler değişiyor? Ne adalet değişiyor, ne yaşananlar engellenebiliyor, ne de bizler tam olarak huzurlu, rahat hissedebiliyoruz. Yüreğimizin en derininde bu sorunların çözümü için basit, açık ve net bir yol var biliyorum ama bizler asla yüreğimizi dinlemiyoruz. Bizler kendi duvarlarımızın içinde günlük kaygılarımızın telaşesindeyiz. Bizi ilgilendiren şey kariyerimiz, dizilerimiz, nasıl göründüğümüz, nelere para harcadığımız oldu. Bu kadar rahat olmamızın bir nedeni de suç olaylarıyla ilgilenebilecek bir sistemin varlığı. Bu gibi nahoş olayların ilgilisinin sadece ilgili kurum ve kişilerin sorumlu olduğunu düşünüyoruz. Asıl sistem denilen şeyin biz olduğunu anlayabilseydik eğer her bir insanın düşüncelerindeki köklü değişimin ve gelişimin ne kadar fark yarattığını da idrak ederdik. Buna göre düşüncelerimize, yaşamımıza, vizyonumuza yön verirdik. Bununla beraber sorunların yavaşça yok olmaya yüz tuttuğunu görebilirdik. Sorumluluk burada başlıyor. Sorumluluk; küçük bir çocuğa şefkatli davranmayı hissetmeyi öğretmekle, mesleğinin sorumluluğunu en az gereken düzeyde yerine getirmekle, karşılıksız iyilikle bir canlıya dokunabilmekle başlıyor. Çünkü sistem denilen şeyler bizden bağımsız değil. Gerçekten şefkatin ne olduğunu hisseden/hissedebilen bir çocuk yetişkin olduğunda eşine zarar vermiyor, mesleğinde gereken düzeyde emek sarf etme ahlakına sahip bir kişi çalıştığı kurumda başkalarının daha çok çalışmasına ve haksızlığa neden olmuyor, bir canlıya faydası dokunabildiğini gören bir insan diğer canlılara zarar vermenin önemsizliğini ve değersizliğini görüyor.
Peki neden oluyor tüm bu olaylar? Neden herkes öfkeli bu kadar?
Çünkü bizler halen duygularımızı tanıyabilen, yönetebilen bir toplum değiliz. Duygularımızın üzerine konuşmak utanç verici bir durum ve güçsüzlük olarak görülüyor. Fakat toplumsal sorunların en fazla görüldüğü ülkeler de duygusal zekasını kullanmayan ya da önemsemeyen ülkelerden oluşuyor. Bunun yanı sıra bizler halen IQ'nun yani zekanın tek başına her şeyin anahtarı olduğuna inanmaya devam ediyoruz. Fakat araştırmalar IQ'nun her şey için yeterli bir ölçüt olmayacağını kanıtlıyor. Bir kişi ne kadar zeki
yani IQ'su ne kadar fazla olursa olsun başarısının düşük olabileceğini ve IQ'su
çok yüksek olmayan insanların da büyük başarılara imza attığını kanıtlıyor.
Bunun nedenine bakıldığı zaman duygusal zeka (EQ) ortaya çıkıyor. Duygusal zeka
(EQ), kendi duygularını ve başkalarının duygularını tanıma, anlama ve
yönetebilme becerisi olarak tanımlanıyor. Duygusal zekası yüksek olan insanlar
hayatta hem daha başarılılar hem de zorlu olayların üstesinden daha iyi
gelebiliyorlar. Daniel Goleman'ın ''Duygusal Zeka Neden IQ'dan Önemlidir'' adlı
kitabında gitgide artan sayıdaki bulguların, hayattaki etik tavrın, temelindeki
duygusal yetilerin bir ürünü olduğundan bahsediyor. Yani bir insan duygusal
zekasını ne kadar geliştirirse onunla doğru orantılı olarak yaşamında daha
ahlaki davranışlarda bulunuyor. İnsanda davranışın ortaya çıkabilmesi için
öncelikle içinde bir duygunun belirmesi, ardından o duygunun etkisiyle dürtünün
ortaya çıkması ve dürtünün de en son davranışa dönüşmesi beklenir. Duygu
denilen şey, aslında davranışlarımıza ve oradan da iletişim kurduğumuz
insanların duygu ve davranışlarına etki eden güçlü bir kavramdır. Toplumuzda da
şahit olduğumuz; yol vermediği için sürücüyü bıçaklayan insanlar, duygusal
zekasının farkına varmamış ve bunu geliştirmemiş insanlardır. Çünkü beyinde
limbik sistem denilen bir yapı mevcuttur. Limbik sistem içerisinde amigdala yer
alır. Amigdalanın duyguları kontrol edebilmesi için, beynin ön bölümlerinde yer
alan yönetme, organize etme, karar verme mekanizmalarıyla bir iş birliği içinde
olmalıdır. Eğer bunu yapmazsa duyguları kontrol etmeden hemen harekete geçer.
Beynin bu iki bölümünün iş birliği içinde çalışması da duygularımızla beynimiz
arasındaki etkileşimi ne kadar iyi kullandığımızda saklıdır.
Peki duygusal zekamız nasıl gelişir? Duygusal zekayı geliştirmemiz için neler yapmalıyız?
Duygusal zeka(EQ), içsel ve dışsal faktörlerle gelişir. İçsel faktörler de genetik geçiş ve duyguları tanıma konusunda duyarlı bir mizaca sahip olmak etkiliyken; dışsal faktörler de ailenin çocuğuyla duygular üzerine ne kadar konuştuğu, duygularını doğru tanımasına ve duygularını dışa vurmasına ne kadar izin verdiği, çocuğun bir yetişkin olduğunda duygusal zekasının yüksek olmasını sağladığı görülmüş. Diğer bir dışsal faktör okullardır. Okullardaki kuralların çocukların duygularını dışa vurmalarını engelleyici bir şekilde olmaması gereklidir.
Duygusal
zekanın gelişimi başta kolay gibi görünse de farklı dinamikleri de içerdiği
için çaba gerektiren bir süreçtir. Öncelikle bir olay ya da durum karşısında ne
hissettiğimizi doğru anlamamız çok önemlidir.
Hissettiğimiz
şey ne?
Bunu
hissetmemin nedeni ne?
Karşımdaki
kişi nasıl hissediyor?
Bu
durumda ne yapabilirim?
Bu
duyguyla davranırsam neler olabilir?
Bu
davranış yerine nasıl davranabilirim?
![]() |
| Sergio Imgravalle, Mind Shot |
Şeklindeki
düşüncelerle kalmak ve yanıtları aramak bile büyük bir gelişme sağlar.
Psikoloji de yer alan yükselme kavramına göre duyguların bastırılması ya da
görmezden gelinmeye çalışılması duyguların yoğunluğunu daha fazla arttırıyor.
Kötü bir his geldiğinde bundan utanmak, suçluluk duymak, inkar etmek yerine
olanı olduğu gibi kabul etmek gerekiyor. Günümüzde sürekli iyi hissetmeliyim
mettosu var. İyi hissetmek sürekli tavsiye kitabı gibi dağıtılıyor. Güzel ve
harekete geçirici kelimelerle süsleniyor. Gerçekten bu kadar iyi hissetmek
doğal mı sizce de? Kötü hissetmekte iyi hissetmek kadar doğal ve normal.
Aslında duygularımız sandığımız gibi keskin hatlarla iyi ve kötü olarak bile
ayrılmıyor. Bu ayrımı biz yarattık. Bu yüzden iyi hissetmeye kendimizi
zorluyoruz ya da zorlanıyoruz. Kendimizi iyi hissetmeye zorladıkça gerçek duygularımızın
üstüne kalın bir örtü seriyoruz ve gerçek duygularımızı göremez hale geliyoruz.
Bu süreçten sonra ise o duygu davranışlarımızı ele geçirmeye başlıyor. Bastırmadan,
o duygunun bizim olmadığını bilerek yani kimliklenmeden ve bir süre sonra
bizden ayrılacağının farkında duygularımızı
görmemiz çok önemli. Daha önce kendinde o duyguyu tanıyan ve gören birisi, bir
başkasının da neler hissettiğini ve neden böyle davrandığı gibi sorularına daha
kolay yanıt bulabiliyor.
Duygularınızın Aklınızla Yaşamınızda Yol Olması Dileğiyle Sevgiyle Kalın..
Kaynakça:



Yorumlar
Yorum Gönder
Yorum Gönderme