MUTSUZLUK EŞİTTİR MUTLULUK MU?
Son zamanlarda aklıma takılan bir soru haline geldi ''mutluluk''. Her zaman mutlu olacağım anların önümde, geleceğin bir anında beni beklediğinden emin bir şekilde düşünürdüm kendimi. Mutluluğu beklerdim sabırla. İlerde bir yerde hazır bekliyor ve zamanı geldiğinde beklenmedik şekilde çıkacak karşıma derdim. Mutluluğun ne olduğunu, tam olarak nerede bulunduğunu ciddi anlamda mutsuz hissedinceye kadar hiç sorgulamadım. Çünkü sevgi gibi o da sıkça karşımıza çıkan klişe bir his, hal. En mutsuz hissettiğim zamanlarda bu sorgulamaya başladığım zamanlara çok yakındı.
Şimdilerde mesela.. Bulunduğumuz zaman diliminde mutsuz hissetmeyen, depresyon öncesi belirtilerin görülmediği kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecektir büyük ihtimalle. Böylesine koşulların anormalleştiği ve zaman içerisinde kanıksadığımız pandemi; insanlık olarak hepimizin büyük bir sınavdan geçtiği bir süreç haline geldi. Böylesine zor bir dönemde bazılarımız sevdiklerimize hastalık taşımanın, bir taraftan evi ekonomik olarak ayakta tutmanın arasında sıkışmış; bazılarımız çocuklarının eğitimi ve psikolojik stresleri konusunda endişelerle gelen problemlere çözümler ararken, bazılarımız en yakınındakilerinin, sevdiklerinin hastalıkla mücadelesine veya kaybına şahit oldu. Bu zamanlarda hepimiz ister istemez daha az tahammülkar, mutsuz, öfkeli, karamsar, yaşadığı andan tat alamayan insanlar haline geldik. Aynı zamanda bunlarla mücadele ettiğimizin bile farkına varmadık çoğu zaman.
Benim de bu süreçte mutsuzluğun üstüne düşünecek çok zamanım oldu. Kötü ve berbat hissettiğim zamanlar o kadar artmıştı ki artık somatizasyonlar bile yaşamaya başladım. Bununla savaşmak için iki yolu tercih ettim: Meditasyon ve kitaplar. Boşlukta olduğunuz ve aklınızın düşünceler dehlizinde kaybolmaya başladığı bir dönemde kitap okumak ilaç gibi gelen bir şeydir. Düşünceler dehlizinde kaybolmak derken düzensiz, karmaşık ve ilişkisiz bir düşünce çıkmazından bahsediyorum. Bu tıpkı amaçsız bir yolda, yolun nereye çıkacağını bilmeden ilerlemeye benziyor. Fakat bazen düşüncelere daldığımızda doğru yolda ilerleriz, bazen yollar karışır fakat düşüncelerin belli bir yolda ilerleyişi vardır ve sonuca varır. Bu normal olandır, sonu iyidir. Fakat burada yaşadığım şey bana iyi gelmeyen düşüncelerin tekrarlarıydı. Kitaplar zihnime ve meditasyon da ruhuma iyi gelen aracılar oldular. Fakat affınıza sığanarak söylüyorum ki size bir tavsiye vermek değil niyetim çünkü benim yapmaktan zevk aldığım aracılar size bir yerde hitap etmeyebilir. Bu doğaldır. Her insan tek başına özel bir varlıktır. Size iyi gelen şeyi bulabilmenin en büyük ayrımı da akışta olduğunuzu hissetmenizdir.
Akışta olmak, zamanla birlikte akmaktır. Zamanla birlikte aktığınızda zamanı ölçmezsiniz, o anı kontrol etmeye çalışmazsınız, ne yaptığınız yada yapacağınız konusunda tedirgin olmazsınız; o an yaptığınız şeye dönüşürsünüz. Kendinizin bile o an orada olduğunuzun farkında değilsinizdir. Akışta olmak dediğimiz şeyi zaten çoğu ressam, müzisyen, şair yapmaktadır. Fakat bunu yalnızca sanatçılar değil sevdiği işi bulmuş insanlar da gerçekleştiriyor. Şuanda da birçok psikolog, kaygı yaşayan hastalarına bir hobi edinme, meditasyon yapma, ibadet etme vb. önerilerde bulunuyor.
Mersin Üniversitesi Yard. Doç Dr. Cem Ali Gizir'in Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi'nde yayımlanan ''Psikolojik Sağlamlık, Risk Faktörleri ve Koruyucu Faktörler
Üzerine Bir Derleme Çalışma'' adlı makalesinde hayatta zorlu olaylar karşında psikolojik sağlamlığını koruyabilen insanların bunu nasıl başardıklarına dair faktörler ortaya konulmuş. Bu faktörlere baktığımızda diğerlerine göre zihinsel ve akademik yetenek ve becerilerinin daha üst düzeyde olduğu, zekanın, kolay mizacın, iç kontrol odağın, benlik saygısının, özyetkinliklerinin, öz farkındalıklarının, özerkliklerinin, benlik saygılarının ve sosyal yeterliklerinin yüksek olduğu; etkili problem çözme becerilerine, iyimserlik ve umut gibi duygulara sahip, mizah ve espri anlayışları yüksek insanlar oldukları görülmüştür. Fiziksel olarak daha sağlıklı, güçlü, uyku ve yeme örüntüleri daha düzenli olan bireyler olduğu görülüyor. Aynı zamanda ailesinden gerçekçi beklenti gören, en az bir ebeveyn ya da aile bireyi ile olumlu yakın ilişki içinde olan, aile dışında sosyal çevre desteği (örn: yakın arkadaş) alabilen, ve toplumun sunduğu olanaklara sahip bireylerin psikolojik sağlamlığının yüksek olduğu görülmüş. Aynı zamanda makalede bu etmenlerin tek tek etkili olmadığı bir bütün halinde kişiye etki ettiği vurgulanmıştır.
Bu çalışmanın yanı sıra bu bulgular zorluklara daha güçlü göğüs geren insanların hayatta hiç zorlanmadığı, acı çekmediği anlamına gelmiyor. Hatta acıyı bastırmadan, değiştirmeden olduğu gibi kabul eden ama aynı zamanda acıyı benliğine mal etmeden zamanı geldiğinde bıraktığımız ve geriye tecrübelerin, olgunluğun ve bilgeliğin kaldığı yerde psikolojik sağlamlık ortaya çıkıyor. Mutlulukta; sabırla oturduğumuz yerden beklediğimiz bir gelecekte ya da büyük bir çabayla elde ettiğimiz hedeflerde değil, kendimizi en fazla kendimiz hissettiğimiz anlarda saklı.
Sağlıkla ve huzurla kalın..
![]() |
Dienne Dengel, 'Mutluluk Resimleri' |



Yorumlar
Yorum Gönder
Yorum Gönderme