ASIL BİLİNEBİLİR TEK ŞEY BİLİNMEZLİK İSE?
Sizi tanımlayacak 5 kelime seçin desem hangi sözcükleri seçerdiniz? Bu 5 kelimeyi neden seçtiğinizi gerçekten biliyor musunuz? Nereden geliyor? Kalbinizin derinliklerinden mi, tecrübeleriniz mi, insanların sizlerde fark ettiği ortak unsurlardan mı ya da kendinizi görmek istediğiniz şekliniz mi acaba bu 5 kelime? Her şeyin yok olduğunu düşünün. Koca bir yokluk ve boşluk, anlamsızlık. Bu anlamsızlık ve yokluk içinde Tanrı sizi dünyaya tekrardan getirmiş olsaydı ve sizler daha önceki bilgilerden, yaşantılardan, çevreden habersiz yeni bir insan olma şansına sahip olabilseydiniz, hangi ırkı, hangi dış görünüşü, hangi ülkeyi, hangi koşulları kısacası nasıl bir insan olduğumuzu seçme şansımız olsaydı eğer gerçekten seçeceğimiz o insanın özellikleri neler olurdu? Aslında şu ana kadar sormuş olduğum sorulara verdiğiniz cevaplar sizi yansıttı ve sizin hakkınızda ipuçları verdi. Bu yüzden cevap vermekten çok soru sormamız gerektiğinin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bir şeyleri peşi sıra açıklamak ve aslında karşımızdaki insanın özünü bile görmeden laf anlatmaya çalışmalarımız, sıralı bir sürü kelime yığınını dinleyen tarafa büyük bir yük emanet eder gibi sırtlanmasını istiyoruz. Devir fikrini belirtme devri, devir her şeye yorum yapma, taraf tutma, haklı ve haksız çıkarma devri. Dinleyen, gerçekten dinleyen var mı acaba? Cevapları ezberden okumak ve hazır cevaplar bulmak için her türlü yolu deneyen olmak yerine sorular peşinde koşmak nasıl olurdu? Fakat cevap bulmak için değil; soruyu sormak, kurcalamak, büyük bir meraktan yanıp tutuşurken ardı arkası kesilmeyen soru işaretleri içinde kaybolmak ve gerçekten akla, mantığa ve kalbe en yatkın yolu bulmak; bir şeyleri daha değerli, daha anlamlı hale getirmez miydi? Bizi daha çok biz yapmaz mıydı? Anlam dediğimiz şey ne mesela?
![]() |
| Will o The Wisp-Lev Lerch |
İnsanlar her şeye bir anlam yükler, kendine sınırlar çizer, kendi hakikatleri, doğruları, yanlışları, dinleri, dilleri, kültürleri vardır. Aslında bizi çepeçevre saran bu hayat dediğimiz şey anlamların bir hale bürünmüş halidir. Mesela gelenekler bir anlamdır. Onu değerli yapan şey bizim dünyaya gelmemize vesile olan atalarımızın önem verdiği ve bir ritüel haline getirdiği şeyleri aynen devam ettiririz. Bu değerlidir, anlamlıdır. Bu yüzden gelenekler, görenekler, din, inançlar, toplumun önem verdiği yaşam biçimleri böylelikle yüzyıllarca sürdürülür. Yaşam biçimimizin teknolojiyle ve çağın yenilikleriyle birlikte değişmesi insanları kutuplara ayırdı. Bir tarafta teknolojiye ayak uydurmayı beceremeyen, geleneklerinin ve göreneklerinin değişen koşullarla birlikte yavaş yavaş önemsizleştiğini fark eden X kuşağının, bu yok oluş gerçeğini kabullenmeme ve buna bağlı olarak bu gelenek ve göreneklere daha sıkı sıkıya tutma, değer verme, çevresindeki insanları bu unsurlara dahil etme baskısı; diğer taraftan değişen ve gelişen zamanla birlikte teknolojiyle iç içe doğan ve büyüyen yeni milenyum kuşağının içinde doğduğu kültürün gelenek ve göreneklerini, kurallarını yeni çağ ile uyumlu göremediği için onu tanımayan ve tanımayı da şiddetle reddeden bir kuşak çatışmasını en yakından hissediyoruz. Taraflar o kadar sert ki, birbirlerinin görüşlerini birbirlerine kabul ettirmek yerine neden karşı tarafın bu reaksiyonları verdiğini anlamaya çalışmak şöyle dursun bu hararetli çatışma daha çok güçleniyor; her iki kuşakta veya kuşaklarda birbirine yabancı ama birlikte yaşamaya mecbur bireyler bütünü halini alıyoruz. Başta sizlere sormuş olduğum soruya geri dönüyorum:’’Eğer tekrar şimdiki hayatınızdan bağımsız bir hayat size bahşedilmiş olsaydı nasıl bir hayatı ve insanı seçerdiniz?’’ Bu soruyu düşündükçe aklımda bir şey canlanmıyor. Bir ırk, din, dil, millet, kıta, kültür. Çünkü aslında hepsi aynı kapıya çıkıyor. Bir anlamı yok. Çünkü istediğiniz bir kültürü, zenginliği, kıtayı, dili, dini ya da dinsizliği seçseniz de nasıl bir hayat yaşayacağınızı bilmiyorsunuz ve bu korkunun nedeni büyük bir bilinmezlik. Bizi korkutan şey bilinmezlik. İşte insan bu bilinmezlikten o kadar çok korkuyor ki her şeye bir anlam yüklüyor, her şeyi temellendirmeye başlıyor. Farkındaysanız yaşımız ilerledikçe ve bilişsel bir olgunluğa ulaştığımız zamandan itibaren bir varoluşsal sancı çekiyoruz. Her şey bir an için anlamını yitiriyor hatta bu kendi varlığımız bile dahi olsa da. Bu anlamsızlık ve bir an için yok oluş ihtimali bile bizi deliye döndürüyor. Zamanla her şey gözümüzde anlamını yitiriyor. Her şeyin bize öğretilmiş haline o kadar çok alışmışızdır ki görünenlerin arkasındaki senaryonun tam tersi olduğunun farkına vardığımız, şeylerin ak ve kara olmadığını ve kalın çizgilerle sınırların çekilmeyeceğinin idrakine vardığımız gün anlamsızlık her yeri kapsıyor. Acaba insanoğlunun yeryüzünde hem en büyük korkusu hem de en büyük gerçeği de olan konunun ‘’Anlamsızlık, bilinmezlik veya hiçlik” olma ihtimali ne kadardır? Bu gerçeği gördüğümüz günden beri onu yok saysakta dönüp dolaşıp tekrardan bu bilginin bize gelmesinin gerçek nedeni nedir? En büyük korkumuzun bilinmezlik olduğunu ölüm korkusunun üzerine kurulan farklı din ve mezheplerin varlıklardan da anlayabiliriz. Çünkü ölüm her ne kadar hayatın sonu ve farklı bir hayatın başlangıcı olarak kabul edilen bir olay olsa ve çoğu insan buna inansa da ölümden sonra nasıl bir hayatın beklediğini kesin olarak bilemez ve bu kesin bilinmezlik insanı çok korkutuyor. Günümüzde inançların bu kadar önem arz etmesi, kitleleri bu yönde kolaylıkla etkilemesi tesadüf değildir. Çünkü dinler ölüme bir anlam yükler bu bilinmezliği kısmen ortadan kaldırır. Bilinmez ortadan kalktığı için korkularda son bulur. Gerçek inanç sahibi çok az kişinin dışında diğer inanç sahibi insanlar derinliklerine inseler bu inançlarının kaynağının Tanrı sevgisinden değil korkusundan kaynaklandığının farkına varırlar. Bu yüzden insanın gerçekten neyi bilip bilmediğini ya da bildiği şeyi de ne kadar bildiği üzerine fazla emin olması ne kadar doğrudur sizce de?
Güzellikle ve Sevgiyle Kalın :)

Yorumlar
Yorum Gönder
Yorum Gönderme